Gelinin Mülkü Üzerinde Kayınvalidenin Hak İddiası Mümkün mü?
Mevcut yasal çerçeve ve hayatın olağan akışı penceresinden bakıldığında durum oldukça net ancak bir o kadar da çetrefilli:
- Miras Yönünden: Normal şartlar altında, bir kişinin hayattayken sahip olduğu mal varlığı üzerinde, o kişi sağ olduğu sürece mirasçılarının bir hak iddiası olamaz. Hele ki gelinin sahip olduğu bir mülk üzerinde, hayatta olan kayınvalidenin “miras hakkı” doğması, ancak gelinin vefatı ve alt soyunun (çocuğunun) olmaması gibi çok spesifik şartlara bağlıdır.
- Devirlerin İptali (Tapu İptal ve Tescil): Eğer 10 yıl önce başlayan bu devir silsilesinin tek amacı, diğer mirasçıların (örneğin kayınpederin veya kardeşlerinin) saklı paylarını ihlal etmekse, bu durumda Tapu İptal ve Tescil Davası gündeme gelebilir. Ancak burada kritik soru şudur: Maddi sıkıntı içindeki kayınvalide, bu mülkün sahibi değil, sadece potansiyel bir mirasçının eşidir.
Hile mi, Gerçek Satış mı?
Hukuk, “görünüşteki işlem” ile “gerçek irade” arasındaki farka bakar. Eğer bu devirler için gerçek bir bedel ödenmemişse ve mülk sadece “aile içinde kalmasın ama belirli birinin olsun” mantığıyla döndürülmüşse, mahkemeler bu durumu miras kaçırma olarak nitelendirebilir.
On yıl önceki ilk devrin “bağış” mı yoksa “satış” mı gösterildiği, davanın kaderini belirler. Eğer ilk devir bir satış gibi gösterilip aslında bedelsiz yapıldıysa, zamanaşımı olmaksızın her zaman dava açılması mümkündür.
Gelinin zamanında kayınvalidesini evden kovmuş olması gibi duygusal ve sosyal faktörler, ne yazık ki tapu sicilindeki mülkiyet hakkını tek başına geçersiz kılmaz. Mülkiyetin “gelin” üzerinde kalması yasallık zırhına bürünmüş olsa da, bu zırhı delebilecek tek güç; devirlerin hileli olduğunun somut delillerle (banka kayıtları, tanık beyanları, ekonomik durum araştırması) ispatlanmasıdır.
