1. Kadastro Öncesi mi, Sonrası mı?
Satışa konu olan arazinin hukuki durumu, sözleşmenin yapıldığı tarihteki kadastro durumuyla doğrudan ilintilidir.
- Eğer kadastro geçmişse: Tapulu bir taşınmazın haricen (noter veya tapu dışında) satışı geçersizdir. 2002 yılında yapılan bir satışta, o bölgede kadastro çalışması tamamlanmışsa eldeki belge hukuken “yok” hükmündedir.
- Eğer kadastro geçmemişse: Henüz tapu sicili oluşmamış yerlerde, zilyetliğin devri amacıyla yapılan yazılı sözleşmeler (muhtar senedi vb.) geçerli kabul edilebilir.
2. “Neresi Satıldı?” Bilmecesi
Bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için satılan malın belirlenebilir olması şarttır. Okuyucu örneklerinde sıkça rastladığımız “Rızai taksimde bana düşen tarlayı sattım” ifadesi, hukuki bir boşluk yaratır.
Kritik Soru: Sınırları çizilmemiş, ada parseli belirtilmemiş veya konumu netleşmemiş bir satış belgesiyle hak iddia etmek, mahkeme sürecinde ispat yükünü imkansız hale getirebilir. Belirsizlik, ihtilafın en büyük bes kaynağıdır.
3. İntikal ve Tapu Tescili Çelişkisi
Miras kalan yerlerde “intikal işlemleri yapıldı” ifadesi genellikle kafa karışıklığı yaratır. Bu durum, sadece veraset ilamı alınması mı yoksa tapunun mirasçılar adına tescil edilmesi mi demektir? Eğer 10 hissedar tapunun kendi üzerlerinde olduğunu beyan ediyorsa ve hak iddia eden kişi bu listede yer almıyorsa, eldeki satış belgesiyle mülkiyet ispatı oldukça güçleşir.
Mahkemede Şans Ne Kadar?
Yargı süreci hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün olmasa da genel bir tablo çizmek gerekirse: İçeriği muğlak, sınırları belirsiz ve kadastro durumu netleşmemiş bir belgeyle açılan davalarda elin zayıf olduğu gerçeğiyle yüzleşmek gerekir. 2002 yılındaki yerel kadastro durumu ve belgedeki eksik detaylar, davanın seyrini doğrudan etkileyecektir.
