TOKİ Tek Başına Yeterli mi?
Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi kapsamında 500 bin konut için kura çekimleri devam ediyor. Uygun ödeme koşullarıyla dar gelirli vatandaşı ev sahibi yapmayı hedefleyen bu dev proje, kira enflasyonunu dizginlemek adına hayati bir önem taşıyor. Ancak uzmanlara göre, projenin sürdürülebilirliği ve hedeflere daha hızlı ulaşılması için eksik bir parça var: Özel inşaat firmalarının sürece aktif katılımı.
Dünya Örnekleri Masada: New York ve Londra Modeli
İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) ve Seba İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Engin Keçeli, konut sorununun çözümünde Batı ülkelerinde uygulanan bir modelin Türkiye’ye uyarlanmasını öneriyor. Keçeli’ye göre, inşaat şirketlerinin hayata geçirdiği her projede belirli bir kontenjanın “sosyal konut” olarak ayrılması şart.
Keçeli, önerisinin detaylarını şu sözlerle özetliyor:
“Bir müteahhit 100 birimlik bir proje yapıyorsa, bunun en az 10 birimi sosyal konut olmalı. Londra ve New York gibi dünya metropollerinde bu sistem başarıyla uygulanıyor. Devlet, müteahhide ‘sen bu konutları lüks fiyatına değil, maliyetine üret, ben de sana malzeme desteği (demir, çimento vb.) sağlayayım’ demeli.”
Barınma İhtiyacı Gıda Kadar Kritik
İnsanların barınma ihtiyacının, beslenme ihtiyacı kadar temel bir hak olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri, özel sektörün sadece “lüks konut” odaklı kalmaması gerektiğini savunuyor. Eğer her projede belirli bir metrekare sosyal konut alanı olarak ayrılır ve bu alanlar devlet denetiminde uygun fiyatla hak sahiplerine sunulursa, konut arzındaki açık çok daha hızlı kapanabilir.
Çözüm İçin Yasal Düzenleme Bekleniyor
Bu modelin hayata geçmesi için kapsamlı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyuluyor. Müteahhitlerin sosyal konut üretimi karşılığında malzeme desteği veya vergi muafiyeti gibi teşviklerle desteklenmesi, hem inşaat sektörünü canlandırabilir hem de dar gelirli vatandaşların şehir merkezlerinden uzaklaşmadan ev sahibi olmasını sağlayabilir.
Türkiye’nin konut seferberliğinde vites yükseltmesi için özel sektörün bu “ütopik ama gerçekçi” önerisinin ekonomi yönetiminde nasıl karşılık bulacağı merak konusu.
