Merhabalar, iyi pazarlar.
Öz ifadelerime bir yazılık ara vermek istedim ve hep aklımda olan, ülkemizin ekonomik ve ticarî hayatının iş insanlarını, işletmeleri, basiretli tüccarları dönüştürdüğü hal hakkında bakış açımı kaleme almak istedim.
Tüm dünyada ticarî hayatta temel amaç kâr etmektir.
Tüm işletmeler riske ettiklerinden daha fazlasını elde edebilmek adına bir mücadele verirler ve üstlerine düşeni yaparak her geçen gün daha fazla kâr eder hale gelmeye çalışırlar.
Burada üst otorite olan devletten bekledikleri en temel konu gerekli düzenlemeler ile sağlanmış ADİL REKABET ORTAMIDIR.
Bunun yanında, kendi üstlerine düşenleri doğru yaptıkları ancak yine de haksızlığa uğradıklarını düşündükleri zaman da HAKLARINI ARAYABİLECEKLERİNİ VE ALABİLECEKLERİNİ bilmek isterler.
Bir de son olarak, bir miktar ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK talep ederler.
Peki, adil rekabet ortamı, hakkını alabileceğine inanç ya da öngörülebilirlik ortadan kaybolursa ne olur?
Hatta bu durum bir yeni normal olarak kanıksanırsa işin sonu nereye varır?
Bir firma, hem kendi ölçeğinde hem çok daha büyük kapasitelere sahip hem de merdiven altı dediğimiz neredeyse hiçbir denetimin olmadığı firmalarla rekabet etmek zorunda kalırsa ne olur?
Bir firma, vergisinden sosyal güvenlik primlerine, borcuna sadakatten şartnamelerin her bir kelimesine uygun üretime, hijyen kriterlerinden tüm mevzuat sınırlamalarına, kısacası tüm kurallara uymaya çalışırken rakiplerinin hiçbir kurala uymadan ondan daha fazla iş yapabilir ve kar elde edebilir halde olduklarını görürse ne yapar?
Bir firma, işini elinden gelen en iyi şekilde yapmaya çalışır ve yüklenicisine karşı tüm sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken, tahsilatında sorun yaşarsa ne olur?
Bir firma ona sunulan projeksiyonlara bakarak ekonomik planlarını, hedeflerini belirlemeye çalışırken; çok kısa süre içerisinde tüm varsayımsalların ortadan kalktığını görür ve yaptığı tüm hesaplamaların artık geçersiz olduğunu fark ederse ne olur?
Bir firma, kısaca sıralamaya çalıştığım tüm bu temel konularda sürekli benzer olumsuz senaryolarla karşılaşıyorsa; hatta tüm firmalar sürekli bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyorsa genel iş ahlakı, etik kurallar, değerler ne hale gelir hiç düşündünüz mü?
Kârlılığı kenara bırakarak, esas amacın ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak olduğu bir ticarî düzen neye benzer biliyor musunuz?
Haklının değil, doğrunun değil, ahlaklının değil; sadece hayatta kalabilmek için hiçbir kural tanımayanların ayakta kaldığı bir netice ortaya çıkar.
Bu da ne yazık ki ülkemizin ticarî hayatının gün geçtikçe kural tanımayanların, değer bilmeyenlerin, ahlak aramayanların hâkim olduğu bir yapıya dönüşmesine neden olmakta; bizleri, başarılı olabilmek için tek kriterin ne pahasına olursa olsun, en azından o an için, kazançlı çıkmak olduğu sığ bir bakış açısına hapsetmektedir.
Yapılacak samimi bir gözlem bize, GERÇEKTEN BAŞARILI olmayı hedefleyenlerin UZUN VADELİ VE STRATEJİK DÜŞÜNEN kişiler olduklarını ve sürdürülebilir sistemleri ayakta tutanların ETİK DEĞERLER, AHLAKİ NORMLAR ve HER AN GEÇERLİ KURALLAR olduğunu gösterecektir.
Haftaya görüşmek üzere…
