Barınmak İçin mi Yaşıyoruz?
Kiracılar cephesinde matematik artık hayata veda etmiş durumda. Teknoloji editörü Taner Aydos’un sosyal medyada büyük yankı uyandıran paylaşımı, acı tabloyu net bir şekilde özetliyor: İstanbul’da standart bir 2+1 dairenin kirası 28 bin TL ile 40 bin TL arasında değişirken, güvenlikli site ve büyük bir ev hayali kuranların cebinden her ay 60 bin TL’yi aşkın bir rakam çıkması gerekiyor.
Maaşların lineer, kiraların ise bileşik faiz gibi katlanarak arttığı bu düzende kiracılar şu soruları soruyor:
- Taşınma Maliyeti: Depozito, komisyon ve nakliye derken yeni bir eve geçmenin bedeli 250 bin TL’yi buluyor. Bu yükü kim taşıyabilir?
- Psikolojik Baskı: Tahliye taahhütnamesi ve Findeks raporu gibi dayatmalar, kiracı-ev sahibi ilişkisini “mülk sahibi-göçebe” ilişkisine dönüştürdü.
Ev Sahipleri: 7 Milyonluk Servet, 40 Bin TL’lik Risk
Madalyonun diğer yüzünde ise mülk sahipleri kendilerini “hayır kurumu” gibi hissetmekten şikayetçi. 10 milyon TL değerindeki bir evin aylık 40 bin TL getirmesinin rasyonel olmadığını savunan ev sahipleri, enflasyonun faturasının kendilerine kesilmesine tepkili.
Hukuk sistemindeki yavaşlık nedeniyle bir tahliye davasının 3 yıl sürmesi, ev sahiplerini “ultra-seçici” olmaya itiyor. Marketten alınan sütün fiyatı beş kat artarken kirasının yerinde saymasını adaletsizlik olarak gören mülk sahipleri, mülklerini korumak için memur kefil ve kapsamlı raporlar istemeyi bir “savunma mekanizması” olarak görüyor.
Emlakçılar: Hizmet Bedeli mi, Kapı Açma Vergisi mi?
Sistemin en çok eleştirilen öznesi olan emlakçılar, kamuoyunda “kapı açma vergisi” olarak nitelendirilen yüksek komisyonlar nedeniyle hedef tahtasında. Ancak sektör temsilcileri durumun sanıldığından farklı olduğunu savunuyor:
“Biz artık sadece anahtar teslim etmiyoruz, bir nevi ‘güvenlik duvarı’ görevi görüyoruz. Ev sahibini sorunlu kiracıdan, kiracıyı ise dolandırıcılardan koruyoruz.”
Piyasayı kendilerinin değil, komşusunun aldığı rakamı gören ev sahiplerinin yükselttiğini belirten emlakçılar, ofis ve reklam giderlerinin de enflasyonla birlikte katlandığını vurguluyor.
Sosyal Erime ve Tersine Göç
İstanbul’daki bu barınma çıkmazı sadece ekonomik değil, sosyolojik bir yıkımı da beraberinde getiriyor. Gençler evlenemiyor, aile kavramı zayıflıyor ve doğma büyüme İstanbullular “tersine göç” ile Anadolu yollarına düşüyor. Şehrin barınma düğümü, mülkiyet hakkı ile yaşam hakkı arasındaki o ince çizgide her geçen gün biraz daha geriliyor.
