Ancak uygulama, kullanılan verilerin güvenilirliği ve hesaplama yönteminin şeffaflığı açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Sahadan Gelen Çarpıcı Gözlemler

Bu tartışma yalnızca teorik varsayımlara değil, doğrudan sahada karşılaşılan somut örneklere dayanıyor. Gayrimenkul piyasasında faaliyet gösteren kişiler tarafından internet ilanlarının bilinçli ve bedel karşılığı yönlendirilebildiği durumlara bizzat tanık olunduğu belirtiliyor.

Gözlemlenen örnekler dikkat çekici:

Bir taşınmazını kiraya vermek isteyen kişinin, çevredeki ilan sahiplerine ulaşarak ilanlarını geçici olarak kaldırmaları karşılığında 5 gün için 50 bin TL teklif ettiği,

Banka kredisi ve ipotek işlemleri sırasında, emsal ilanların 15 gün süreyle yaklaşık 3 milyon TL daha yüksek bedelle yayınlanması karşılığında ilan sahiplerine 100 bin TL önerildiği,

Satış sürecinde pazarlık gücünü artırmak amacıyla, emsal ilan fiyatlarının bilinçli şekilde düşürülmesi için 30 günlüğüne 150 bin TL ödeme teklif edildiği ifade ediliyor.

Bu örnekler, internet ilanlarının serbest piyasa koşullarında kendiliğinden oluşan, objektif veriler olmaktan ziyade; denetimsiz bir ortamda ekonomik hedefler doğrultusunda kolayca manipüle edilebildiğini ortaya koyuyor.

İlan Fiyatı ile Gerçek Satış Arasında Büyük Fark

Uzmanlara göre internet ilanları, gerçekleşmiş satışları değil; satıcının beklentisini ve pazarlık payını yansıtan, bağlayıcılığı olmayan göstergeler niteliğinde. Oysa fiili satış bedeli; pazarlık süreci, aciliyet, ödeme şekli, taşınmazın fiziksel durumu ve tarafların kişisel koşulları gibi pek çok değişkene bağlı olarak şekilleniyor.

Buna ek olarak, ilan fiyatlarının kısa süreli ve bedel karşılığı olarak artırılıp düşürülebilmesi, bu verilerin “emsal” kabul edilmesini yapısal olarak sorunlu hale getiriyor.

İdari Yazılardaki Asıl Sorun: Şeffaflık

GİB tarafından gönderilen yazılarda, “tespit edilen gerçek değer” olarak belirtilen tutarların hangi ilanlara, hangi emsal satışlara ya da hangi hesaplama yöntemine dayandığı açıkça belirtilmiyor. Metrekare bilgileri, taşınmaz nitelikleri, tarih aralıkları veya kullanılan düzeltme katsayıları mükelleflerle paylaşılmıyor.

Bu haliyle ortaya çıkan tutarın, hukuki anlamda somut ve denetlenebilir bir tespitten ziyade; istatistiksel veya algoritmik bir kanaat niteliği taşıdığı eleştirisi yapılıyor. Buna rağmen bu kanaatin, doğrudan ek vergi ve harç yükümlülüğüne dönüşmesi mükellefler açısından ciddi riskler barındırıyor.

Yapay Zekâ Kullanımı Yeni Riskler Doğurur mu?

Vergi idaresinin teknolojiden yararlanması ilkesel olarak olumlu görülse de, sahada manipülasyona açık olduğu gözlemlenen bir veri setinin yapay zekâ veya otomatik analizlerle “gerçek değer” olarak kabul edilmesi eleştirilere neden oluyor. Şeffaf olmayan, itiraz yolları sınırlı ve piyasa gerçekliğini tam olarak yansıtamayan sistemlerin, gönüllü vergi uyumunu artırmak yerine mükelleflerde güvensizlik yaratabileceği ifade ediliyor.

Uzmanlardan Uyarı: Uygulama Gözden Geçirilmeli

Tapu harçlarının doğru beyan edilmesini sağlama amacı anlaşılır bulunmakla birlikte, yöntemin hukuki güvenlik ilkesine ve piyasa gerçeklerine uygun olması gerektiği vurgulanıyor. Sahada bizzat gözlemlenen ilan manipülasyonları dikkate alındığında, internet satış ilanlarının doğrudan ve tartışmasız bir emsal olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor.

Bu nedenle Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mevcut uygulamayı yeniden değerlendirmesi; tapu harcı matrahının tespitinde daha şeffaf, denetlenebilir ve fiili satışları esas alan yöntemlere yönelmesi gerektiği ifade ediliyor. Aksi halde, iyi niyetle başlatılan uygulamanın, geniş bir mükellef kitlesi açısından telafisi güç mağduriyetlere yol açabileceği uyarısı yapılıyor.