Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” sözü, bugün konut piyasası için de geçerli. Sektörün bitmek bilmeyen temel sorunları yüzünden; veri merkezlerini, lojistiği, huzurevlerini veya sürdürülebilirlik adaptasyonunu konuşmak adeta birer fanteziye dönüşmüş durumda.
Madalyonun arkasındaki finansal gerçek oldukça çarpıcı: Yatırım penceresinden bakıldığında konut fiyatları da kiralar da aslında yüksek değil. Veriler, her ikisinin de reel olarak gerilediğini gösteriyor.
Asıl Mesele Ne? Sorun fiyatların yüksekliği değil; satın alma gücümüzün hızla buharlaşması ve konut kredisi mekanizmasının tamamen çökmesidir. Küresel savaşlar ve artan inşaat maliyetleri yeni konut üretimini zorlaştırırken, Türkiye sağlıklı ve erişilebilir bir konut finansmanı mimarisinin eksikliğini yaşıyor.
Türkiye Küresel Pazardan Negatif Ayrıştı
Pandemi sonrası tüm dünyada baş gösteren konut fiyatı artışları, ülkemizde hem hız hem de ölçek açısından negatif bir ayrışmaya sahne oldu. Gelir artışının çok üzerinde seyreden fiyatlar ve yüksek faizler, konuta erişimi sadece “nakti olanın oynayabildiği” bir kumar haline getirdi. Satış verileri farklı bir hikaye anlatsa da, acı gerçek değişmiyor: Orta ve alt gelir grubu, son yılların en büyük barınma şokuyla karşı karşıya.
Barınma Krizinden Demografik Krize Doğru
Konut krizi artık sadece ekonomik bir problem olmaktan çıkıp toplumsal bir tehdide dönüşüyor. Orta sınıf için mülk sahibi olmanın hayal haline gelmesi, genç neslin gelecek beklentilerini ve toplumsal aidiyet duygusunu baltalıyor.
- Mikro Konut İstilası: Piyasadaki 1+0 ve 1+1 daire arzındaki patlama, sadece mimari bir trend değil; daralan satın alma gücünün zorunlu bir yansıması.
- Nüfus Tehlikesi: Türkiye’deki doğurganlık oranlarının sert düşüşü ile konut piyasasındaki bu tıkanma arasında doğrudan bir bağ bulunuyor. Evlenemeyen, ev bulamayan gençlik, aile kurma fikrinden uzaklaşıyor.
Kira kanalıyla derinleşen gelir adaletsizliği, alt-orta gelir grubunun mülksüzleşmesiyle birleşerek toplumun moral değerlerini bozuyor. Konut krizi, sinsice bir demografik krize evriliyor.
Sınıfsal Bir Çatışmaya İzin Verilmemeli
Bugün yaşadığımız durum basit bir “fiyat artışı” krizi değildir; konutun bir yatırım aracı ile temel bir insani ihtiyaç olma fonksiyonu arasındaki dengenin kaybolmasıdır. Yani çöken fiyatlar değil, sistemin kendisidir.
Sosyal barışın korunması ve barınma hakkının güvenceye alınması için sosyal konut ve sosyal kiralık konut projelerinin devlet eliyle acilen kalıcı hale getirilmesi gerekiyor. Konut meselesinin politize edilerek bir sınıf çatışmasına dönüşmesini engellemek, tüm sektör aktörlerinin ortak sorumluluğudur.
