İstanbul Kadıköy’de görülen bir dava, kira hukuku literatürüne geçecek nitelikte bir kararla sonuçlandı. 2020 yılında başlayan bir kira ilişkisinde mülk sahibi, vefat eden kızından olan torununa bakmak ve onun müstakil bir yaşam kurmasını sağlamak amacıyla kiracısının tahliyesini talep etti. Yerel mahkemede başlayan süreç, Yargıtay’ın içtihatlarıyla birleşince konut ihtiyacı davalarında yeni bir dönemin kapısını araladı.
“Ölünceye Kadar Bakma” Detayı Davayı Güçlendirdi
Dava sürecinde dikkat çeken en önemli detay, ilerleyen yaşı nedeniyle bakıma ihtiyaç duyan ev sahibinin, taşınmazını torununa “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” ile devretmiş olmasıydı. Tapudaki bu tescil, torunun mülk üzerindeki hak sahipliğini ve konuta olan ihtiyacını hukuki olarak daha somut bir zemine taşıdı. Ev sahibinin, torununun evlenme hazırlığı içinde olması ve müstakil bir eve ihtiyaç duyması gerekçesiyle açtığı dava, kiracı tarafında dirençle karşılansa da yargı son sözü söyledi.
Yargıtay: Birey Ailesiyle Yaşamaya Zorlanamaz
Dosyayı inceleyen Yargıtay, temel hak ve özgürlükler kapsamında çok kritik bir vurgu yaptı. Kararda; bir kişinin bekar ya da evli olmasına bakılmaksızın, ailesiyle birlikte yaşamaya zorlanamayacağı belirtildi. Bireyin tek başına veya yeni kurduğu ailesiyle müstakil bir konutta yaşama isteğinin, “hayatın olağan akışına uygun” ve “en doğal hak” olduğu ifade edildi.
Ev Sahipleri İçin Yeni Bir Dayanak
Bu karar, özellikle altsoy (çocuklar veya torunlar) için konut ihtiyacı doğan mülk sahipleri için büyük bir avantaj sağlıyor. Daha önce “bekar olduğu için ailesiyle yaşayabilir” gibi gerekçelerle reddedilebilen tahliye talepleri, artık “kişisel bağımsızlık” ve “özgür yaşam hakkı” üzerinden daha hızlı sonuçlanabilecek.
Uzmanlar, bu emsal kararın ardından konut ihtiyacına dayalı tahliye davalarında “bağımsız yaşam isteği” argümanının çok daha sık kullanılacağını öngörüyor.















