Merhabalar, iyi pazarlar.
Yıllar önceydi…
Ankara, Kavaklıdere, Bülten Sokak’ta uzmanlık bölgesi çalışmalarına başlayalı beş ay olmuştu.
Bana denilenleri fazlasıyla yaptığımı düşünüyordum.
Sabah erken saatlerde bina görevlileri ve iş yerlerini açmaya girişen esnafla sohbet ediyordum, iki haftada bir posta kutularına el afişleri dağıttırıyordum, ilanları takip etmeye çalışıyordum, bölgemdeki iş yerlerinde (otel, kafe, restoran, market vb.) vakit geçirmeye, onların müşterileri olmaya çalışıyordum.
Derken 2014 yılının ekim ayında bir sabah bölgemdeki bir apartmanın arka cephesindeki bir balkonda ofisimin kıdemli danışmanlarından birisinin kiralık brandasını gördüm.
Başımdan kaynar sular dökülüyor gibiydi.
Evet, bölgemde herkes benimle çalışmak zorunda değildi; evet, orası o danışman ağabeyimin zaten geçmişte de ilgilendiği bir mülk olabilirdi; sorun başkaydı.
O dairenin içinde bir kiracının oturduğundan ve yakın zamanda boşaltacağından haberim olamamıştı.
Geçmişteki beş ayımı düşündüm. Aynı şeyleri yapmaya devam etsem dahi, önümüzdeki beş yılda da sanki bu tip durumlardan haberdar olamayacağımı hissettim.
Sorunu anlamaya çalıştım. O evin sahibi beni tanımıyordu, o evdeki kiracı beni tanımıyordu, daha kötüsü ben onları tanımıyordum.
Bina görevlisini tanıyordum ama ya bana söylemeye gerek duymamış ya onun da haberi olmamış ya da başka bir sebepten bana bilgi gelmemişti.
Kendimi, kariyerimi ve kaderimi böyle bir bilinmezlikte ve bilmemezlikte bulunca nefesim daralmıştı.
Hemen o mülkle ilgilenen danışman ağabeyi arayıp, görüşmek istediğimi söyledim.
Birkaç saat sonra ofiste buluştuk; yanlış anlamamasını rica ederek, ona durumu, hislerimi ve düşüncelerimi aktardım.
Bana bölgede neler yaptığımı sordu, kısaca özetledim.
“Peki” dedi, “Binaların içine girmiyor musun? Oturanlarla tanışmaya, selamlaşmaya çalışmıyor musun?” diye ekledi.
“O insanlar seni tanımıyorsa, senin onların aklına gelmiyor olmanda şaşılacak ne var ki?” dedi.
O anki aydınlanmamı daha doğrusu gerçekten yapmam gerekenin ne olduğunun farkına varışımı hala iliklerimde hissediyorum.
Almanların mühendislik hizmetleri ve ürünleri çok gelişmiştir ancak Almanların satış becerileri ondan da daha fazla gelişmiştir.
Almanların satış yaklaşımını bir cümle ile özetleyecek olsam, “Dünyanın en iyi ürününü ya da hizmetini sunuyor olabilirsin, SATAMADIKTAN SONRA BEŞ PARA ETMEZ!” şeklinde ifade edebilirim.
Şu anda bir yerlerde gerçekten bizlerin sunmakta olduğu dört dörtlük, dürüst, kapsamlı, profesyonel, nitelikli gayrimenkul danışmanlığı hizmetine ihtiyaç duyacak birileri varsa ve bu kişilerin bizden haberi yoksa; “sorun nerede, SUÇ KİMDE?” çok iyi düşünmeliyiz.
Bizi tanımayan ve daha kötüsü bizim tanımadığımız birilerinin hayatlarındaki en önemli kararların birinin arifesinde bizi aramamalarında, bize danışmamalarında bir anormallik var mı?
Gayrimenkul danışmanlığı işinin temelinde nüfusun belirli, küçük ve çok iyi tanımlanmış bir kesimi tarafından mümkün olduğu kadar çok tanınma, bilinme yatar.
Bunu yapmak için ben kapı kapı dolaştım, her ay isimlere etiketli mektuplar dağıttım, SMS’ler ve Whatsapp mesajları gönderdim, sosyal medya kampanyaları düzenledim; siz geleneksel ve yenilikçi pek çok benzer ve farklı şey yapabilirsiniz.
Önemli olan tanınmak, bilinmek, haberdar olunmak, duyulmak ve bunların neticesinde AKLA GELMEKTİR.
Şimdi size bir ödev…
İşimizde kimlerin akıllarına gelmek istediğinizi bir düşünün, sonra da o insanlara ulaşabilmenizi sağlayacak geleneksel yenilikçi, ücretli bedava, kolay zor, basit karmaşık tüm faaliyetleri sıralayın.
Sonrası sadece biraz zaman, biraz emek, biraz para…
Ama şunu unutmayın, bulunduğunuz şehirde ya da ilçede herkesin aklına ilk sıralarda gelmek istiyorsanız; muhtemelen birkaç milyon dolar pazarlama bütçesine ihtiyacınız var ki sanırım bu kadar paranız yok!!!
Bize ihtiyaç duyacak insanların akıllarına ilk sıralarda gelmeyi başardığımız günler dilerim.
Haftaya görüşmek üzere…












