Merhabalar, iyi pazarlar.
Bize hem günlük ve özel yaşantımızda hem de iş hayatımızda destek olacağına inandığım Dale Carnegie’nin “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” isimli eserini incelediğimiz dördüncü yazı ile karşınızdayım.
Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere “İNSANLARIN SİZİNLE FİKİR BİRLİĞİNE VARMALARINI NASIL SAĞLARSINIZ?” başlıklı bu bölümde on iki prensip bulunuyor. Bu yazıda söz konusu bölümdeki son altı prensibi kısaca ve hızlıca özetleyelim.
Yedinci prensip ile başlayalım: “BIRAKIN, KARŞINIZDAKİ KİŞİ FİKİRLERİN KENDİSİNDEN ÇIKTIĞINI SANSIN.”
Yazar, amaç insanları istediğimiz yönde hareket etmeye ikna etmekse, kendi düşüncelerimizi karşımızdakine dayatmaya çalışıyor gibi bir izlenim yaratmaktansa, o fikirlerin karşımızdaki tarafından kendi fikirleri gibi sanılmasından hiçbir zarar gelmeyeceğini belirtiyor.
Hiç kimseye hiçbir işin zorla yaptırılamayacağını, kimsenin kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hoşlanmayacağını; bunun yerine isteklerimizin, dileklerimizin ve düşündüklerimizin sorulmasını arzu edeceğimizi hatırlatıyor ve soruyor “O zaman bu yöntemi karşımızdaki kişileri etkilemek için neden kullanmayalım?”
Bir sonraki yaşam dönüştürücü prensip “OLAYLARI KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN BAKIŞ AÇISINDAN GÖRMEYE ÇALIŞIN.”
Karşımızdaki kişilerin tamamen haksız oldukları durumda bile bunu kabul etmemeye meyilli olabileceklerini kabul etmemiz gerektiğini; bu gibi durumlarda öfkelenmek ya da zaman kaybetmemek için karşımızdaki kişinin söz konusu olaya nasıl baktığını anlamaya çalışmanın ve “Onun yerinde olsaydım nasıl davranırdım?” sorusuna yanıt aramamızın daha çok fayda sağlayacağını aktarıyor.
“KARŞINIZDAKİ İNSANIN FİKİR VE ARZULARINA ANLAYIŞ GÖSTERİN.”
Her insanın şiddetle anlayış ve ilgi arzuladığı tespitiyle başlıyor bu alt bölüm.
Karşılaşacağımız insanların dörtte üçünün sempatiye susamış insanlar olacağını bilerek hareket etmemizi öneriyor.
Bunun için de ne kadar zor olursa olsun ilk adımın bizim tarafımızdan, karşımızdakinin düşüncelerine ne kadar katılmıyor olsak da, ona anlayış göstermek olması gerektiğini aktarıyor.
Sıradaki prensip “DAİMA KİŞİLERİN HASSAS OLDUKLARI KONULARA DEĞİNİN.” şeklinde…
Daha önce de başka başlıklar altında değinilen bu konuda insanların bir şey yapmasının iki nedeni olduğunu; bunlardan birincisinin kulağa hoş gelmesi, diğerinin ise gerçek neden olduğunu söyler.
Gerçek nedeni bir kez de bizden duymasının bir anlamı olmayacağını, bunun yerine vaktimizi ve çabamızı karşımızdaki kişinin yapmaya çalıştığı şeyin güzel yanları üzerine bir diyalog yaratmaya harcamamızın harika sonuçlar üreteceğini belirtiyor.
On birinci prensip: “FİKİRLERİNİZİ DRAMATİZE EDİN.”
İzlediğimiz filmlerde hepimizin akıllarında en çok yer eden olayların büyük duygusal etkiler yaratan sahneler olduğu bir gerçektir.
O zaman kuru kuru saf gerçeği anlatmaya ve dayatmaya çalışmak yerine, biraz da görsel ya da işitsel öğelerle destekleyerek karşımızdaki kişinin aklında daha etkileyici bir şekilde kalması ve onun tarafından ilginç bulunması için çabalamaya değmez mi?
Yazarın bu bölümde ele aldığı son prensip ise şu şekilde: “MEYDAN OKUYUN!”
Eğer bu noktaya kadar yazılan yöntemlerin hiçbiri işe yaramadıysa, ki bu pek mümkün değildir, son bir seçenek olarak karşımızdaki kişiyi istediğimiz yönde harekete geçirmek için rekabet ortamı yaratmayı bir seçenek olarak sunuyor.
İnsanların içindeki üstün olma arzusunu harekete geçirmenin pek çok yolu olduğunu, o an için aslında bize anlamsız gibi gelse de söz konusu eylemin karşımızdaki kişinin kendi değerini ispat etme, başarma ve kazanma duygularını harekete geçirmeye yönelik sunulmasının işe yarayacağını savunuyor.
İnsanları istediğimiz yönde harekete geçirmeye destek olacak bu prensipler üzerine düşündüğümüz ve kafamıza yatanları uygulamaya geçirdiğimiz günler dilerim.
Haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere…












