Merhabalar, iyi pazarlar.
Hayatta ve işte gerçekten başarılı olabilmemiz ve istediğimiz pek çok şeye ulaşabilmemiz için rehber niteliğindeki Dale Carnegie’nin “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” isimli eserini incelemeye devam ediyoruz.
“İNSANLARIN SİZDEN HOŞLANMASINI SAĞLAMANIN ALTI YOLU” başlıklı bu bölümde altı prensip sıralıyor yazar.
İlk prensip “BAŞKALARIYLA İÇTENLİKLE İLGİLENİN.”
Dünyada en çok dostu olan canlıları düşünmemizi ve işin sırrının burada yattığını belirterek başlıyor bölüm. Hiçbir art niyet taşımadan bize sevgi gösterisinde bulunan ve neredeyse bizden maddi hiçbir beklentisi olmayan bu canlı bizi gördüğünde ve ona yaklaştığımızda kuyruğunu sallayan, eğer okşarsak da bizi ne kadar sevdiğini göstermeye çalışacak olan bir köpektir.
Menfaatsiz, karşılıksız ve koşulsuz ilginin doğal sonucu da karşımızdakilerin bizimleyken keyifli vakit geçirmeleri ve bizden hoşlanmalarıdır.
Ünlü psikolog Alfred Adler’in “Yaşamın Anlamı ve Amacı” kitabındaki şu ifadeleriyle de tezini destekler yazar, “Yaşamda en çok zorluk çeken kişi dostlarıyla ilgilenmeyen kişidir ve bu kişi başkalarına zarar verir.”
Hepimizin bize hayranlık duyan, ilgi gösteren insanları sevdiğimizi belirtir ve sorar: O zaman yapmamız gereken belli değil midir?
İkinci prensip tek cümledir “GÜLÜMSEYİN!”
Bir kişinin yüzündeki ifadenin, üzerindeki kıyafetten çok daha önemli olduğunu, “Gülmesini bilmeyen dükkan açmasın.” Çin atasözünün verdiği mesajı anlamamız gerektiğini hatırlatır.
Gülümsemenin içimizden gelmediği anlarda da önce gülümsemek için kendimizi zorlamamızı, aklımıza gelen neşeli bir şarkıyı mırıldanmaya çalışmamızı ve zaten mutluymuşuz gibi davranmaya çalışmamızı salık verir.
Eylem ve duygunun eş zamanlı gerçekleştiğini, beynimizin duygularımızla eylemlerimiz arasında bir eşlik kurmaya çalışacağını; mutluluğun dış koşullara değil, iç koşullara bağlı olduğunu vurgular.
Bu bölümde ele alınan üçüncü prensip “KOŞULLAR NE OLURSA OLSUN, İNSANLAR İÇİN EN ÖNEMLİ VE ONLARIN DUYMAKTAN EN ÇOK HOŞLANDIKLARI KELİME KENDİ İSİMLERİDİR” şeklindedir.
Muhatap olduğumuz herkese ilk adımda isimlerini sormamız sonrasında da her karşılaşmamızda onlara mutlaka isimleriyle hitap etmemiz gerektiğini söylemektedir.
Çalışanlarının ya da iş ortaklarının isimlerini hatırlayamadığını, isim hafızasının zayıf olduğunu söyleyen bir kişinin, aslında işinin önemli bir bölümünü de hatırlayamadığını ve işi bataklık kumu gibi bir zeminde yürüttüğünü belirten bir üst düzey yöneticiden alıntı yapar.
Son olarak da insanlarla ilişkilerimizde isimleri kullanmamızın mucizeler yaratabileceğinin altını çizer.
Bölümdeki dördüncü prensip şudur: “İYİ BİR DİNLEYİCİ OLUN. DİĞER İNSANLARA KENDİLERİNDEN SÖZ ETMELERİ İÇİN CESARET VERİN!”
Dikkatle, merakla, ilgiyle, karşımızdakinin gözlerinin içine bakarak yapılacak bir dinlemenin o kişiye yapılacak büyük bir iltifat olacağını ve insanların iltifatları da onlara iltifat edenleri de sevdiğini belirtir.
Başarılı bir iş görüşmesinin hiçbir sırrı olmadığını, bizi olumlu sonuca götürecek en önemli davranışın dikkatimizi bizimle konuşan kişiye vermek olduğunu anlatır.
Aile içinde de, iş hayatında da, arkadaşlık ilişkilerinde de, hatta sokakta denk geleceğimiz herhangi bir kişi ile sohbetimizde de sempatik ve sabırlı bir dinleyici olmanın bizi ortamların en çok aranan, istenen, sevilen, sayılan, ilgi gören insanı haline getireceğini iddia eder.
“KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN İLGİLENDİĞİ KONULARDAN SÖZ EDİN!” bu bölümdeki beşinci prensiptir.
Yazara göre bütün liderler, insanların kalbine giden yolun o insanın değer verdiği konular hakkında konuşmaktan geçtiğini bilirler.
Eğer karşımızdaki kişinin ilgisini çeken konuyu bulabilir ve o kişiyi o konu hakkında konuşturabilirsek olumlu geçmeyecek bir diyalog bulunmadığını vurgular.
Tüm bu amaçlara ilaveten, bir insanın yeni bir şeyler öğrenebilmesinin ve kendisini geliştirebilmesinin temel yolunun da konuşmaktan çok dinlemekten geçtiğini bir kez daha hatırlatır.
Altıncı ve son prensip ise bir özet cümlesi gibidir: “KARŞINIZDAKİ KİŞİYE ÖNEMLİ BİRİ OLDUĞUNU HİSSETTİRİN VE BUNU İÇTENLİKLE YAPIN!”
Daima karşımızdaki kişinin o an için dünyadaki en önemli kişi olduğunu hissettirmenin, o kişinin bizim için bir şeyler yapmasını istiyorsak aynısını ve hatta daha fazlasını onun için yapacağımızı bilmesinin öneminden bahseder.
Beğenide içten, övgüde cömert olmanın ve bunu her zaman her yerde yapmanın tüm kapıları açacağını belirtir.
Kullanılacak kibarlık göstergesi ifadelerin ve üslubun, içinde övgü dolu ifadelere yer verilmiş cümlelerin, tanıştığımız herkesten öğrenebileceğimiz çok önemli dersler olduğunu düşünerek onlarla iletişim kurmanın, insanlara kendilerinden bahsetmenin ve bahsettirmenin yaratacağı olumlu sonuçları pek çok örnekle açıklar.
İnsanlara bir şeyler yaptırabilmenin en sağlıklı yolunun onların bizden hoşlanmasından geçtiğini anlattığı bu bölümdeki prensipler üzerine düşünüp, kafamıza yatan prensipleri uygulamaya geçirdiğimiz günler dilerim.
Haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere…












