Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Temmuz ayında konut kiralarında uygulanabilecek azami artış oranı yüzde 32,03 oldu. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu oran, enflasyona bağlı olarak belirlenen ve hem kiracıyı hem de ev sahibini korumayı amaçlayan yasal bir düzenleme gibi görünüyor. Ancak bugün gelinen noktada sahadaki tablo çok farklı bir gerçeği ortaya koyuyor.
İlginç bir dönemden geçiyoruz. Uzun yıllardır “eski kiracı düşük ödüyor, yeni kiracı çok yüksek ödüyor” tartışmasını yaşıyorduk. Şimdi ise bazı şehirlerde bunun tam tersi bir tablo oluşmaya başladı.
Özellikle son aylarda konut piyasasında yaşanan durgunluk, satılık ve kiralık ilanlarının uzun süre yayında kalması, konut arzındaki artış ve alım gücündeki gerileme nedeniyle birçok bölgede kira fiyatları ya sabitlendi ya da geri çekilmeye başladı. Buna rağmen mevcut kiracıların kira artışı hâlâ TÜFE’nin 12 aylık ortalamasına göre hesaplanıyor.
Ortaya çıkan sonuç ise oldukça dikkat çekici.
Örneğin bugün 20 bin lira kira ödeyen bir kiracı, yüzde 32,03’lük artış uygulandığında yaklaşık 26 bin 400 lira kira ödemeye başlayacak. Oysa aynı apartmanda ya da aynı mahallede benzer özellikteki boş dairelerin 24-25 bin lira seviyesinde kiraya verilmeye çalışıldığı örneklerle sıkça karşılaşılıyor. Yani yıllardır aynı evde oturan, düzenli ödeme yapan kiracı, piyasaya yeni girecek bir kiracıdan daha fazla kira öder hâle geliyor.
Bu durum ne ekonomik gerçeklikle ne de hakkaniyet ilkesiyle bağdaşıyor.
Elbette ev sahiplerinin de enflasyon karşısında gelirlerini koruma hakkı var. Kimse kira gelirinin erimesini istemez. Ancak piyasa fiyatının üzerine çıkan zorunlu artışlar, bu kez mevcut kiracıyı mağdur ediyor. Üstelik bu durum, ev sahibi ile kiracı arasındaki gereksiz gerginlikleri de artırıyor.
Bugün ilan sitelerine bakıldığında birçok kiralık konutun haftalar, hatta aylar boyunca kiracı bulamadığı görülüyor. Geçmiş yıllarda saatler içinde kiralanan daireler artık uzun süre ilanda kalıyor. Bunun en önemli nedeni ise vatandaşın alım gücünün aynı hızda artmaması.
Konut piyasasında artık arz ve talep dengesi yeniden şekilleniyor. Böyle bir ortamda kira artış mekanizmasının da piyasa gerçeklerini dikkate alacak şekilde güncellenmesi gerektiği açıkça görülüyor.
Belki de üzerinde düşünülmesi gereken yeni model; yalnızca TÜFE ortalamasını değil, bölgesel kira endekslerini, fiili piyasa fiyatlarını ve emlak piyasasındaki güncel gelişmeleri de dikkate alan daha dinamik bir sistem olabilir. Böylece ne ev sahibi enflasyon karşısında mağdur olur ne de mevcut kiracı, aynı binadaki boş daireden daha yüksek kira ödemek zorunda kalır.
Kanunların amacı hayatı kolaylaştırmak, adaleti sağlamak ve piyasa gerçekleriyle uyum içinde olmaktır. Bugün ise kira artış sisteminde ortaya çıkan bu çelişki, yeni bir düzenleme ihtiyacını güçlü şekilde ortaya koyuyor.
Çünkü hiçbir ekonomik sistemde, yıllardır aynı evde oturan düzenli bir kiracının, yeni kiracıdan daha yüksek kira ödemesi normal kabul edilemez.












