Kurumsal hayattan bir gecede istifa ederek Ege’ye yerleşti. “Kim emlakçı olmak ister ki?” diyerek başladığı meslekte 10. yılına girerken, Karaburun denildiğinde sektör profesyonellerinin aradığı isimlerden biri haline geldi.
Uğur, gayrimenkul sektöründe 10. yılına girmek üzeresin. Peki bundan önce nasıl bir kariyerin vardı?
Medikal sektöründeydim. İstanbul’da bölge yöneticisi olarak çalışıyordum. Satış benim işimin önemli bir parçasıydı. Devlet hastaneleri, başhekimler, hastane yöneticileri ve satın alma birimleriyle çalışıyor; medikal ürün gruplarının satışını gerçekleştiriyordum.
Dolayısıyla gayrimenkule başlamadan önce de hem sıcak hem soğuk satışın, planlı müşteri ziyaretlerinin ve uzun satış süreçlerinin içerisindeydim.
Sonra oldukça radikal bir karar geliyor. İstanbul, kurumsal hayat ve kariyer… Bir gecede istifa ediyorsun.
Tam olarak öyle oldu. Bir gecede istifa etmeye karar verdim ve Ege’ye yerleştim.
İzmir’de bir gayrimenkul ofisinin sahibi çocukluk arkadaşımdı. Biraz onun dürtmesiyle kendimi gayrimenkul sektörünün içerisinde buldum diyebilirim.
Açıkçası başlangıçta bu mesleğe karşı önyargılarım da vardı.
Nasıl bir önyargı?
“Kim emlakçı olmak ister ki?” diye düşünerek başladım. (Gülüyor.)
Bugün ise 10 yıldır içerisinde olduğum ve kimliğini gururla taşıdığım bir meslekten bahsediyoruz.
İnsan bazen dışarıdan baktığı bir mesleğin gerçekte ne kadar derin olduğunu ancak içine girdikten sonra anlayabiliyor.
İlginç olan bir başka konu da şu: Önce gayrimenkulü seçip sonra nerede çalışacağına karar vermiyorsun. Yaşamak istediğin hayatı seçip işini onun etrafında kuruyorsun.
Evet. Karaburun’da yaşıyordum ve iş kurgumu da bunun üzerine oluşturdum.
Başlangıçta herkes gibi benim de “Bu işte para nereden kazanılır, nerede çalışmalıyım, nasıl bir yol izlemeliyim?” gibi konularda çok fazla fikrim yoktu.
Kendi yaşam alanımın etrafında işimi kurmaya başladım.
Yıllar geçtikçe aslında ne kadar şanslı bir kurgu yaptığımı daha iyi görüyorum. Bugün hem yaşamak istediğim yerde yaşıyor hem de uzmanlaştığım bölgede çalışıyorum.
Sosyal medyadan seni takip edenler açısından da ilginç bir tablo var. Bir taraftan Karaburun’u, denizi ve Ege yaşamını görüyoruz; diğer taraftan aslında sen çalışıyorsun.
Evet, o tarafı gerçekten çok keyifli. Yaşamımla işim birbirinden kopuk değil. Aynı coğrafyanın içerisinde ikisini beraber sürdürüyorum.
Karaburun küçük bir yer. Böyle bir bölgede gayrimenkul danışmanlığı yapmanın büyükşehirden farkı nedir?
Karaburun’un kış nüfusu yaklaşık 10 bin kişi. Yani İstanbul’daki küçük bir mahallenin nüfusu kadar. Yaz döneminde ise yaklaşık 60 binlere çıkıyor.
Kışın bölgede az insan kaldığı için herkes birbirini tanıyor. İnsanlar arasında sürekli bir dirsek teması var.
Böyle bir yerde iş yapıyorsanız sadece ilan giren bir gayrimenkul danışmanı olamazsınız. Bölgenin gerçekten içerisinde olmanız gerekiyor.
“Beni Karaburun’da biraz tanırlar” diyorsun ama bunun oldukça iyi bir göstergesi var: Muhtarlığa aday oldun.
Evet. İnecik Kaynarpınar’da muhtarlığa aday oldum ve seçimi 11 oyla kaybettim.
Aslında uzmanlık bölgesi çalışmasını anlatmak için bundan daha iyi bir örnek bulmak zor. Bir gayrimenkul danışmanı düşünün; çalıştığı bölgede muhtarlığı 11 oyla kaçıracak kadar insanlarla ilişki kurmuş.
Evet. (Gülüyor.) Karaburun gibi bir yerde insanların sizi tanıması, sizin de insanları ve bölgeyi tanımanız çok önemli.
Üstelik 10 yıllık kariyerinde oldukça sıra dışı başka bir detay var: Hiç apartman dairesi satmadın.
Doğru. 10 yıldır ne bir apartman dairesi sattım ne de kiraladım.
Karaburun’da yapılaşma zaten oldukça farklı. İnşaat yüksekliği genel olarak 6,5 metreyi geçemiyor. Geçmişten kalan birkaç üç-dört katlı yapı dışında bölge daha çok villa tipi yapılaşmaya sahip.
Ben de kariyerimi arsa, tarla, arsa geliştirme ve son tüketicinin hayalini kurduğu villalar üzerine oluşturdum.
Yani gayrimenkul danışmanlığında başarılı olmak için mutlaka yüzlerce apartmanın bulunduğu büyük bir bölgede çalışmak gerekmiyor.
Kesinlikle gerekmiyor.
Doğru alanda uzmanlaşabilirsiniz. Benim için bu arsa, tarla, villa ve geliştirme tarafı oldu.
Peki uzmanlık bölgen sadece Karaburun mu?
Merkezinde Karaburun var ama Urla ve Çeşme’de de aktif çalışıyorum. Aslında ağırlıklı olarak İzmir’in Karaburun Yarımadası diyebileceğimiz coğrafyadayım.
Bunun yanında Güzelbahçe ve Seferihisar’da da çalışmalarım oluyor.
Ama daha ötesine gittiğimde aynı uzmanlık iddiasında bulunmayı doğru bulmuyorum.
Bu söylediğin önemli. Çünkü gayrimenkul danışmanlığında bazen “her yerde çalışırım” yaklaşımı görüyoruz. Sen ise nerede uzman olduğunu bildiğin kadar nerede olmadığını da biliyorsun.
Bence bölge hâkimiyeti çok önemli.
Özellikle bizim çalıştığımız bölgelerde arsa, tarla ve geliştirme söz konusu olduğunda teknik bilgi de gerekiyor. Ada-parselden başlayarak bölgeyi, fiyatları ve dinamikleri gerçekten bilmeniz gerekiyor.
Bir başka dikkat çekici tarafın ise meslektaş network’ün. İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den hatta farklı şehirlerden danışmanların Karaburun’da bir işi olduğunda sana ulaştığını görüyoruz. Bu nasıl oluştu?
Önceki çalışma dönemlerimden gelen oldukça geniş bir meslektaş network’üm var.
Ama bence sadece bir network’e dahil olmak yeterli değil. Sektörde yıllarınızı geçirip düzgün çalıştığınızda insanlar zaman içerisinde doğru kontaklara ulaşmaya başlıyor.
Karaburun da oldukça niş bir bölge olduğu için burada bir işlem gerektiğinde meslektaşlarımız güvenebilecekleri birini arıyorlar.
Şehir dışında yaşayan müşterilerinin burada bir arsası, tarlası veya villası olabiliyor. Ya da daha önce gerçekleşmiş bir işlemde alınan gayrimenkul yıllar sonra yeniden satışa çıkabiliyor.
O noktada meslektaşlarımız kendilerine sorun çıkarmayacak, müşterisine doğru hizmet verecek ve süreci profesyonel şekilde yönetecek bir çözüm ortağı arıyor.
Sağ olsunlar, çoğu zaman bana ulaşıyorlar.
Aslında yıllarca oluşturduğun bölge uzmanlığı zamanla başka danışmanların da kullanabildiği bir hizmete dönüşmüş.
Kesinlikle. Gayrimenkulde network sadece birbirimizi tanımak değil. Birbirimizin uzmanlığına güvenebilmek bence daha değerli.
Bugün Premium Estate çatısı altında da bu uzmanlığını devam ettiriyorsun. Sence senin gibi deneyimli bir danışman açısından güçlü bir sistemin önemi nerede başlıyor?
Deneyim çok önemli ama tek başına yeterli değil.
Özellikle bizim gibi kendi uzmanlık bölgesinde çalışan danışmanlar açısından güvenebildiğiniz insanlarla birlikte yol yürümek, mesleki network’ünüzü geliştirmek ve arkanızda işinizi destekleyen bir yapının olması değerli.
Ben yıllar içerisinde kendi çalışma biçimimi ve bölge uzmanlığımı oluşturdum. Bugün bunu Premium Estate çatısı altında sürdürürken de kendi uzmanlığımı koruyarak daha büyük bir sistemin parçası olabiliyorum.
Şimdi 10 yıl geriye dönelim. İstanbul’daki kurumsal işinden istifa etmek üzere olan Uğur karşında oturuyor. Ona ne söylerdin?
Öncelikle önyargılı olmamasını söylerdim.
Çünkü ben çok önyargılıydım.
“Kim emlakçı olmak ister ki?” diye başladığım bir serüven bugün 10 yıldır içerisinde bulunduğum ve gururla kimliğini taşıdığım mesleğim haline geldi.
İkinci olarak, özellikle benim gibi daha dar ve niş bölgelerde çalışmayı düşünüyorlarsa teknik olarak kendilerini çok iyi yetiştirmelerini öneririm.
Bölge hâkimiyeti çok önemli.
Teknik donanımınızı ve bölge hâkimiyetinizi oluşturduğunuzda diğer şeyler zaman içerisinde bir kartopu gibi büyümeye başlıyor.
İnsanlar sizi tanıyor. İşlemler yapıyorsunuz. Meslektaşlar size güvenmeye başlıyor. Referanslar oluşuyor. Sonra bir gün başka şehirdeki bir danışman, müşterisinin sizin bölgenizdeki gayrimenkulü için sizi arıyor.
Bunların hiçbiri bir günde olmuyor.
Ama doğru yaptığınız her iş bir sonrakinin temelini oluşturuyor.
Peki bugün bu röportajı İstanbul’daki ofisinde okuyan ve “Ben de her şeyi bırakıp Ege’ye yerleşsem mi?” diye düşünen bir beyaz yakalı varsa?
İşinden istifa etmeden önce beni arasın. (Gülüyor.)
Seve seve konuşurum.
Çünkü bu hayat dışarıdan gerçekten çok güzel görünüyor ve güzel de. Ama arkasında ciddi bir çalışma, teknik bilgi, bölge hâkimiyeti ve yıllar içerisinde oluşturulmuş güven var.
Bunları bilerek yola çıkmak önemli.

Uğur Özsoy: Önce yaşayacağı yeri, sonra oradaki uzmanlığını seçti
Bir gecede verilen istifa kararı…
İstanbul’dan Ege’ye uzanan yeni bir hayat…
Başlangıçta “Kim emlakçı olmak ister ki?” diye bakılan bir meslekte geçen yaklaşık 10 yıl…
Ve bugün Karaburun’da muhtarlığı yalnızca 11 oyla kaçıracak kadar bölgesinin içerisinde yaşayan bir gayrimenkul danışmanı.
Uğur Özsoy’un hikâyesi, gayrimenkulde başarının her zaman daha büyük bir pazarın peşinden koşmakla gelmediğini gösteriyor.
Bazen tam tersi gerekiyor:
Alanı daraltmak, bilgiyi derinleştirmek ve yıllar boyunca aynı coğrafyada güven biriktirmek.
Bugün Uğur’un uzmanlığı yalnızca kendi müşterileri için değil; İstanbul, Ankara, İzmir ve farklı bölgelerdeki meslektaşlarının müşterileri için de Karaburun ve çevresinde bir çözüm noktası haline gelmiş durumda.
Ve belki de 10 yıllık hikâyeyi en iyi kendi dönüşümü özetliyor:
“Kim emlakçı olmak ister ki?” diye başladı. Bugün gayrimenkul danışmanı kimliğini gururla taşıyor.












